top of page

KÖPRÜ

19 Mayıs Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı üzerine,


19 Mayıs, Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı’mız her şeye rağmen kutlu olsun. Büyük Atatürk ülkemizi gençlere emanet etmiş, gençlere verdiği değeri hayatı boyunca, her fırsatta bir şekilde dile getirmiş ve onlara sorumluluklarını hatırlatmıştır. Bugün yapılan paylaşımları izlediğimde, “bizlerde”, gençlerin yaşadığı gerçekliğe karşı bir empati eksikliği olduğunu gözlemliyorum.


Atatürk’ün “Bütün ümidim gençliktedir” sözü, bana göre yalnızca gençlere yüklenen bir değer ve sorumluluk değil; aynı zamanda ve bence gençlerden önce, toplum liderlerine, yöneticilere, güç sahiplerine, yetişkinlere daha sonra toplumun tümüne yapılmış bir uyarıdır. Verdiği değer ile çağdaşlarına örnek olmak istemiştir. Gençlere, "genç yaşında" sorumluluklarını hatırlatabilmesi, hayatı boyu gösterdiği fedakarlığın büyüklüğündedir.


Ülkemiz bulunduğu mevcut hale gelene kadar özellikle güç sahipleri olmak üzere büyük bir çoğunluk sadece kendi çıkarlarını düşündü; ihtiyaç olduğunda gençler iş gücü olarak kullanıldı ve kullanılmaya devam ediyor, işler kötüye gittiğinde ise sanki hiç yıpratılmamışlar gibi yeniden onların enerjisine ve fedakârlığına başvuruluyor… Tüm bunlar yetmezmiş gibi bir de şımarık bulunuyor, kategorize ediliyor ve aşağılanıyorlar, işin kötü yanı bu durum ülkemizde bir kültür haline gelmiş vaziyette.


Bu muydu gençlere değer vermek?


Yoksa gerçekten sorumluluk alıp; onların özgürce hayal kurabilecekleri, özgürce hata yapabilecekleri dolayısı ile gerçek anlamda öğrenebilecekleri, kendilerini geliştirebilecekleri, çağdaşlarıyla eşit ve evrensel şartlarda rekabet ve sohbet edebilecekleri bir ortam yaratmaya çalışmak mıydı?


Bu kutlu günde, gençlerin omzunda fazlasıyla hissettikleri yükü ve sorumlulukları onlara hatırlatmadan önce, ki mevcut şartlarda bu, ülkeyi büyük bir buhrandan kurtarma sorumluluğuna tekabül ediyor, onları güçlendirmek için çalışmak gerekmez miydi? En azından “çocuk-luk-larını” gerçekten hakkıyla yaşayabildiklerinden emin olmaya çalışmamız gerekmez miydi? Ya da daha da basiti, kendi bireysel hayatlarımızda, büyük kararlar alırken, kendimizden biraz daha emin olmak iyi olmaz mıydı?


Bence ülkemizde herkesin, önce Atatürk ve nesline, sonra "z jenerasyonu" diye kategorize edilip fırsat bulundukça dalga geçilen dönem gençlerine büyük bir özür borcu var. Dolayısı ile en azından bu manada içten bir özürün, enerjisi olmayan güç sahipleri ile, gücü olmayan enerji sahibi gençler arasında tekrar doğru bir iletişim kurabilmelerinin temeli olduğunu düşünmekteyim.


“Tüm bunları yazarken mevcut durumda, "tamamen şahsi" olarak nerede konumlandığımı düşündüm, gençlik serüvenini(şimdiki gençler için serüven olduğu söylenemez) nispeten yeni bitirmiş 35 yaşında biriyim, ilkokul çağlarında, okul gezisi ile "Kurtuluş Savaşı" ve "Atatürk" hakkında belgeseller izlemek için sinemaya giden ve izlediklerinden daha o yaşlarda etkilenip ağlayan bir neslin sadece şanslı bir üyesiyim, yaşamın abartılı bir çaba harcamadan güzel olduğu,  ya da daha normal olduğu zamanların bir kısmına tanık oldum, yani neyi kaybettiğimizin farkında biri olarak yaşıyorum ve kayıp gerçekten büyük, artık genç hissetmiyorum hatta yaşıma göre yorgun olduğumu söyleyebilirim, ne güçlü, ne de güçsüzüm, hayatı her şeye rağmen huzurlu yaşayabilmek için yeterli tecrübem var ama güzel yaşayacak kadar enerjim yok, etrafımda olup bitenlerin kararınca farkındayım, ancak değişime yetecek gücüm yok,  hayat maalesef kendimi kandırabildiğim kadar güzel bu ülkede... Kısaca arada bir yerdeyim, köprü gibi… Ancak, güç ve enerji birer yaka, ben ise bir köprü müyüm? pek emin değilim"




Bu resim yapay zeka ile hazırlanmıştır.
Bu resim yapay zeka ile hazırlanmıştır.

 
 
 

Yorumlar


bottom of page